9786259417264
487620
https://www.kitap.nl/etik-rejim.htm
Etik Rejim
16.70
Bu çalışma, 2000 sonrası Türkiye tiyatrosunda sanatçıların “doğruları gösterme” ve “mesaj aktarma”
kaygılarının kökenlerini araştırarak, sahne sanatlarını biçimlendiren yapısal dinamikleri Jacques Rancière'in
“sanat rejimleri” kavramı üzerinden tartışıyor.
Son dönem bağımsız tiyatroların ve yazarların estetik pratikleri ile Erken Cumhuriyet döneminin “halkı
aydınlatma” misyonu arasında kurulan süreklilikle, sahneyi bir söylem/vaaz alanı, sanatı ise toplumsal
mühendisliğin basit bir aracına dönüştüren anlayışın izi sürülüyor. Bu yaklaşımın, estetik ölçütleri geri plana
iterek tiyatroyu Rancière'in “etik rejim” dediği sınırlara nasıl hapsettiği gözler önüne seriliyor.
Alternatif sahneleme arayışındaki/iddiasındaki yapımların dahi bu rejimden ne ölçüde özgürleşebildiğini
sorgulayan kitap, okuru, sanatın yapısal dinamiklerini estetikten çok ahlaki ve politik fayda üzerinden
değerlendiren “etik dönemeç” ile yüzleşmeye çağırıyor.
Tiyatroseverleri, sanatçıları, eleştirmenleri ve kuramcıları, bireysel tercihlerden öte, tiyatro pratiğini kuşatan
yapısal sorunları kavramaya ve etik rejimin ötesindeki estetik imkanları yeniden çoğaltmaya davet eden
kışkırtıcı bir kaynak
kaygılarının kökenlerini araştırarak, sahne sanatlarını biçimlendiren yapısal dinamikleri Jacques Rancière'in
“sanat rejimleri” kavramı üzerinden tartışıyor.
Son dönem bağımsız tiyatroların ve yazarların estetik pratikleri ile Erken Cumhuriyet döneminin “halkı
aydınlatma” misyonu arasında kurulan süreklilikle, sahneyi bir söylem/vaaz alanı, sanatı ise toplumsal
mühendisliğin basit bir aracına dönüştüren anlayışın izi sürülüyor. Bu yaklaşımın, estetik ölçütleri geri plana
iterek tiyatroyu Rancière'in “etik rejim” dediği sınırlara nasıl hapsettiği gözler önüne seriliyor.
Alternatif sahneleme arayışındaki/iddiasındaki yapımların dahi bu rejimden ne ölçüde özgürleşebildiğini
sorgulayan kitap, okuru, sanatın yapısal dinamiklerini estetikten çok ahlaki ve politik fayda üzerinden
değerlendiren “etik dönemeç” ile yüzleşmeye çağırıyor.
Tiyatroseverleri, sanatçıları, eleştirmenleri ve kuramcıları, bireysel tercihlerden öte, tiyatro pratiğini kuşatan
yapısal sorunları kavramaya ve etik rejimin ötesindeki estetik imkanları yeniden çoğaltmaya davet eden
kışkırtıcı bir kaynak
Bu çalışma, 2000 sonrası Türkiye tiyatrosunda sanatçıların “doğruları gösterme” ve “mesaj aktarma”
kaygılarının kökenlerini araştırarak, sahne sanatlarını biçimlendiren yapısal dinamikleri Jacques Rancière'in
“sanat rejimleri” kavramı üzerinden tartışıyor.
Son dönem bağımsız tiyatroların ve yazarların estetik pratikleri ile Erken Cumhuriyet döneminin “halkı
aydınlatma” misyonu arasında kurulan süreklilikle, sahneyi bir söylem/vaaz alanı, sanatı ise toplumsal
mühendisliğin basit bir aracına dönüştüren anlayışın izi sürülüyor. Bu yaklaşımın, estetik ölçütleri geri plana
iterek tiyatroyu Rancière'in “etik rejim” dediği sınırlara nasıl hapsettiği gözler önüne seriliyor.
Alternatif sahneleme arayışındaki/iddiasındaki yapımların dahi bu rejimden ne ölçüde özgürleşebildiğini
sorgulayan kitap, okuru, sanatın yapısal dinamiklerini estetikten çok ahlaki ve politik fayda üzerinden
değerlendiren “etik dönemeç” ile yüzleşmeye çağırıyor.
Tiyatroseverleri, sanatçıları, eleştirmenleri ve kuramcıları, bireysel tercihlerden öte, tiyatro pratiğini kuşatan
yapısal sorunları kavramaya ve etik rejimin ötesindeki estetik imkanları yeniden çoğaltmaya davet eden
kışkırtıcı bir kaynak
kaygılarının kökenlerini araştırarak, sahne sanatlarını biçimlendiren yapısal dinamikleri Jacques Rancière'in
“sanat rejimleri” kavramı üzerinden tartışıyor.
Son dönem bağımsız tiyatroların ve yazarların estetik pratikleri ile Erken Cumhuriyet döneminin “halkı
aydınlatma” misyonu arasında kurulan süreklilikle, sahneyi bir söylem/vaaz alanı, sanatı ise toplumsal
mühendisliğin basit bir aracına dönüştüren anlayışın izi sürülüyor. Bu yaklaşımın, estetik ölçütleri geri plana
iterek tiyatroyu Rancière'in “etik rejim” dediği sınırlara nasıl hapsettiği gözler önüne seriliyor.
Alternatif sahneleme arayışındaki/iddiasındaki yapımların dahi bu rejimden ne ölçüde özgürleşebildiğini
sorgulayan kitap, okuru, sanatın yapısal dinamiklerini estetikten çok ahlaki ve politik fayda üzerinden
değerlendiren “etik dönemeç” ile yüzleşmeye çağırıyor.
Tiyatroseverleri, sanatçıları, eleştirmenleri ve kuramcıları, bireysel tercihlerden öte, tiyatro pratiğini kuşatan
yapısal sorunları kavramaya ve etik rejimin ötesindeki estetik imkanları yeniden çoğaltmaya davet eden
kışkırtıcı bir kaynak