06 22 99 67 08
Sepetim (0) Toplam: 0,00
%12
Yeni
Şehid Bayram Hoca Külliyatı 13 Kitap Bayram Ali Öztürk

Şehid Bayram Hoca Külliyatı 13 Kitap

Liste Fiyatı : 200,00
İndirimli Fiyat : 175,00
Kazancınız : 25,00
%12
Temin süresi 6-9 iş günü.
Şehid Bayram Hoca Külliyatı 13 Kitap
Şehid Bayram Hoca Külliyatı 13 Kitap
Kitap Kalbi Yayıncılık
175.00

Aşkın Bedelini Ödeyen Kahraman Mektubatçı Şehid Bayram Ali Öztürk Hoca Efendi Tanıyanların Dilinden Hayatı Ve Sohbetleri, Mektubat-ı Rabbani dersleri.

Şehid Bayram Hoca Mektubat Dersleri 1 (Terzi Dükkanı)
Şehid Bayram Hoca Mektubat Dersleri 2 (Terzi Dükkanı)
-Şehid Bayram Hoca Mektubat Dersleri 3 (İsmailağa İhtisas)
-Şehid Bayram Hoca Mektubat Dersleri 4 (İsmailağa İhtisas)
-Şehid Bayram Hoca Mektubat Dersleri 5 (İsmailağa İhtisas)
-Şehid Bayram Hoca 1 Hayatı ve Hatıraları
-Şehid Bayram Hoca 2 Tanıyanların Dilinden
-Şehid Bayram Hoca Muhtelif Sohbetler 1.Cilt (Yavuz Sultan ve Diğer Camiler)
Şehid Bayram Hoca Muhtelif Sohbetler 2.Cilt (Umre ve Düğünler)
Şehid Bayram Hoca Muhtelif Sohbetler 3.Cilt (Muhtelif Yerlerdeki Konferanslar)
-Şehid Bayram Hoca Mektubat Sohbetleri 1.Cilt İsmailağa Camii
-Şehid Bayram Hoca Mektubat Sohbetleri 2.Cilt İsmailağa Camii
-Şehid Bayram Hoca Mektubat Sohbetleri 3.Cilt İsmailağa Camii
 
… Kendi kendine:
"Ey Ömer nerede şehadet, nerede sen?
O sana nasip olur mu hiç?” diye mırıldanır, yutkunur, utanır,
hiçbir şey söyleyemez devamında…
Konuşmasını tamamlar ve minberden iner.
Hazreti Ömer’in (Radıyallâhu Anh) en büyük idealidir şehitlik. Allâh-u Teâlâ onun bu samimi muhabbetine karşılık verir. Sanki "Sen yeter ki aşk ile iste kulum” dercesine şehâdeti Hazreti Ömer’in (Radıyallâhu Anh) ayağına getirir ve mescitte arkasından hançerlenerek şehid edilir.
İşte Hazreti Ömer’ce şehid olmanın adıdır mescitte vurulmak…
Bayram Hoca (Rahmetullâhi Aleyh) İsmailağa Camii’ndeki son sohbetinde "Bu işler aşk işidir. Varsa aşkın her şey tıkır tıkır gidiyor. Yoksa aşkın her şey allak bullak. Aşkın önünü ölümden başka bir şey kesemez. Aşk pazarlık kabul etmez. Aşk kanun dinlemez, ferman dinlemez. Allah böyle bir aşka sahip olmaya bizleri muvaffak eylesin. Cenâb-ı Hakk makbûlînden eylesin, mahrûmînden eylemesin…” diye duasına devam ederken (takribî bir dakika sonra) Allâh-u Teâlâ aşkına karşılık vererek şehâdeti Bayram Hoca’nın ayağına getirir. Tıpkı Hazreti Ömer’in (Radıyallâhu Anh) şehid edildiği gibi mescitte hançerlenerek şehid edilir.
 
Ne güzel söylemişler:
Ey küffar! Siz bizlere ne yapabilirsiniz ki?
Hapsedilmemiz halvet
Sürgün edilmemiz hicret
Öldürülmemiz ise şehadettir
Biz cenneti kalbimizde taşıyoruz…
"Hocamız hakkında yazdığımız "Hayatı ve Hatıraları" adlı ilk kitabımızda ziyadesiyle önsözümüz olmuştu. Beş kitaptan oluşturmayı düşündüğümüz setimizin ikinci kitabınıda hazırlamak nasıip oldu Elhamdülillah..."
"Kendi kendine şöyle mırıldanır: "Ey Ömer nerede şehadet, nerede sen...? O sana nasip olurmu hiç? " der, yutkunur, utanır, hiçbir şey söyleyemez devamında...Konuşmasını tamamlar  ve minberden iner.Hz.Ömer'in en büyük idealidir şehitlik. Allah-u Teala onun bu samimi muhabbetine karşılık verir. Sanki "Sen yeterki aşk ile iste kulum" dercesine şehadeti Hazreti Ömer'in ayağına getirir ve mescidde arkasından hançerlenerek şehid edilir.”
BİR MİHRAB ŞEHİD'İN ARDINDAN...
...kendi kendine şöyle mırıldanır: "Ey Ömer nerede şehadet, nerede sen...? O sana nasip olurmu hiç? " der, yutkunur, utanır, hiçbir şey söyleyemez devamında...
Konuşmasını tamamlar  ve minberden iner.
Hz.Ömer'in en büyük idealidir şehitlik. Allah-u Teala onun bu samimi muhabbetine karşılık verir. Sanki "Sen yeterki aşk ile iste kulum" dercesine şehadeti Hazreti Ömer'in ayağına getirir ve mescidde arkasından hançerlenerek şehid edilir.
İşte Hazreti Ömer'ce şehid olmanın adıdır mescitte vurulmak...
Bayram Hoca, İsmailağa Camiindeki son sohbetinde "Bu işler aşk işidir.Varsa aşkın herşey tıkır tıkır gidiyor.Yoksa aşkın, herşey allak bullak.Aşkın önünü, ölümden başka birşey kesmez. Aşk pazarlık kabul etmez... Aşk kanun dinlemez, ferman dinlemez. Allah böyle bir aşka sahip olmayı bizlere muvaffak eylesin. Cenab-ı Hakk makbulünden eylesin, mahrumiyet eylemesin." diye duasına devam ederken; (takribi bir dakika sonra) Allah-u Teala aşkına karşılık vererek şehadeti Bayram Hoca'nın ayağına getirir. Tıpkı Hazreti Ömer'in şehid edildiği gibi mescitte göğsünden hançerlenerek şehid edilir.
(Allah-u Ekber)
Ne güzel söylemişler;
Ey küfür! Siz bizlere ne yapabilirsiniz ki?
Hapsedilmemiz halvet
Sürgün edilmemiz hicret
Öldürülmemiz ise şehadettir
Biz cenneti kalbimizde taşıyoruz...
"Biz bu dünyaya şu üç harfi tahsil etmeye geldik derdi şehid Bayram Hoca. O tahsilini tamamladı gitti. Cahil kalanlar utansın."
Hatıralar, yaşanan hayat tecrübelerinin bir sonraki nesillere aktarılması ve bir dönemin tarihine ışık tutması açısından mühim eserlerdir. Bu tarz eserler, yaşadığı dönemde insanlara öncülük, önderlik ve rehberlik yapmış ve o dönem insanının hayatında önemli bir yere sahip bulunan kanaat önderleri, âlimler ve dava adamlarına ait olursa daha bir öneme sahiptir. Bu hususun ehemmiyetinden olacak ki; İmam-ı Azam Ebû Hanîfe (Rahmetullahi Aleyh) "Salih insanların hayat hikâyelerini okumaktan büyük bir haz aldığını, onların hayat hikâyelerinde İslam’ı aşk ve heyecanla yaşamanın misallerinin olduğunu” ifade etmiştir.
Bayram Hoca’mıza ait bu eser 20 seneden fazla cami kürsülerinde, mübarek gün ve gecelerde, düğün cemiyetlerinde, yakın zamana kadar da İsmailağa Camiinde, sabah namazlarından sonra muntazaman devam eden pazar sohbetlerinde anlatılanların kaybolup gideceği endişesiyle ortaya çıkmıştır. Ayrıca kürsülerde ve sohbetlerde dile gelmeyen, Hoca’mızın husûsi hayatıyla ilgili sırlı hakikatlerin, ibretlerle dolu hadise ve hatıraların gün yüzüne çıkması için arzulanan bir niyetin, Rabbimizin lütuf ve inayeti ile gerçekleşmesidir. Sayfalarını çevirdiğiniz bu birinci kitapta Bayram Hoca’mızın kısaca
çocukluğu, gençliği, ilim tahsili ve irşad hayatıyla ilgili birbirinden güzel hatıralarını bulacaksınız. Tasavvuf ve tarîkata dair manevi tecrübeleri ve engin mülahazaları okuyacak, günlüklerindeki notlarından, sözlerinden, mektuplarından, makalelerinden, okuduğu şiirlerinden bir demet koklayacaksınız. Şu hayatta kendisine ait yazılı tek eser olan "Mezuniyet Tezi”ni heyecanla okuyacaksınız. Pek kıymetli hatıraları, İslam âlemi, Avrupa ve Osmanlı hanedanıyla ilgili mülahazaları, İslam ahlakı ve tasavvufa dair ince hususları müşahede edeceksiniz… Ayrıca vaazlarından ve sohbetlerinden birkaç tanesini, kendisini tanıyanların, arkadaşalrının, talebelerinin ve hocalarının naklettiği hatıraları içeren bazı çalışmaları da kitaba ilave ettik. Hazırlık aşamasında olan "Mektubat Sohbetleri” adındaki ikinci ve devamındaki kitaplarda ise; isminden de anlaşılacağı üzere
Hoca’mızın yıllarca kürsülerde ve muhtelif mekânlarda yaptığı sadece Mektubat sohbetleri olacak. Hoca’mızın sohbet ve vaazlarındaki üslûbunun güzelliğini, samimiyet
ve tesirini, gönülleri ve kulakları okşayan tok sesini, bakmaya doyum olmayan nûr sîmasını, sohbetlerdeki mevzûların sürükleyiciliğini ve tatlılığını dinleyenler çok iyi bilirler. Biz de kitabı hazırlarken, Hoca’mızın anlatımındaki tatlılık ve güzellik bozulmasın diye kitaptaki üslûba dokunmadık. Bu sebeple; sohbet ve vaazlarındaki üslûbunun, okuyacağınız bu kitapta da olduğunu; konuların konuları açtığını ve birbirini sürüklediğini göreceksiniz. Hoca’mızın anlatımına müdahale etmemekle birlikte bazı cümlelerin kolay anlaşılması için "Köşeli Ayraç [ ]” içerisinde eklediğimiz sözler olmuştur. Ayrıca Hoca’mızın sohbetleri uzun ve birçok konuyu kapsadığından parça parça okumak isteyenlere de bir kolaylık teşkil edeceğini umarak aralarına konu başlıkları ilave ettik. Eminiz ki Hoca’mızın bizzat size hitap edercesine konuştuğunu hissedecek, ya da sorduğunuz sorunun cevabını alıyor veya kendisiyle yapılan mülakatı dinliyor gibi düşüneceksiniz. Allah’a kulluk şuuru içinde geçen kıymetli bir ömrün semeresi olan bu kitap, genç nesillerin devşirip istifade edeceği hayat tecrübelerini, bilgi hazinelerini, özlü sözleri ve ibretli hikâyeleri ihtiva etmektedir. Satırları arasında Hoca’mızın huzur bahşeden sesini ve nefesini hissedeceğinizi düşündüğümüz bu güzel eserle, siz kıymetli okuyucularımızı başbaşa bırakırken; ilim ve hikmet dolu sözleriyle, güzel ahlakıyla ve manevî şahsiyetiyle çağımıza Asr-ı Saadet’ten bir soluk taşıyan Şehid Bayram Hoca’mıza Cenab-ı Hakk’tan; vefatının bu yedinci sene-i devriyyesinde kendisini ru’yet-i cemalullah ile mükâfatlandırması niyazı ile birlikte yetîm manevî evladlarına da onun kulaklarda hâlâ çınlamakta bulunan irşad ve îkazlarının tesîrinin devamını lutfetmesini niyaz ederiz. Hata ve kusurlar nefsimizden, güzellikler Rabbimizdendir. Kitapta gördüğünüz hatalarımızı bildirmeniz bizi memnun edecektir. Eserin hazırlanmasında bu âciz kuluna da hizmet lütfeden Yüce Rabbimize hamd olsun. Çalışmada bana yardımlarını esirgemeyen onun halis dost ve talebelerine teşekkür ediyorum. Rabbimiz niyetlerimizi kabul etsin. Eserden en güzel şekilde istifade edilmesini, nice ellere ve gönüllere ulaşmasını nasib eylesin. (Âmin) Tevfîk ve inayet, ancak ve ancak âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ımızdandır… 
Mihrab Şehidi Bir Üstadın Ardından
......Ben bu ibareyi beş dakikada okurdum geçerdim. Ama Bayram Hoca Mektubat okudu bize. Hayır. Öyle değil. Ağzına yemek koymak mühim değil. Ağzına koyduğun yemeği ne yapacaksın ? Çiğneyeceksin. Bak ağzında sindirim var. Yemek borusunda sindirim var. Midede sindirim var. İnce bağırsakta sindirim var. Ondan sonra yemek ne oluyor ? Kana karışıyor. Can oluyor sana, kan oluyor sana değilmi abla ? Hee ilim de aynen böyledir.
......Yarım satır okudum Efendi dedi ki bana ondan sonra '' çok da az okudun. Biraz fazla okusana'' yani bir yarım sayfa falan dedi. '' Efendi Hazretleri ben okurum benim için sorun yok, üç sayfa okuyayım. Ama mesele cemaatin kulağına eritip dökmektir.'' Ondan dolayı bir şey demedi o zaman. Yani ne bu ? Adet olsun işte gelenek görenek yerine gelsin diye okuduk vesaire. Öyle değil. Şu mektup benim kafamda devrim yapmalı. Yeni yeni kararlar almaya beni mecbur etmeli kardeşim.
Şimdi Mektubat'ta bazı satırlar var aziz kardeşim, nasıl ki böyle düdükle tencere misali bakarsın ki orada bir duman çıkıyor. Abla o duman değil. Orası bir kapak. O kapağın altından var ya öyle gürültüler geliyor ki, üfff kaynıyor. Bak buradan denizin üstüne bakıyorsun bir türlü gözüküyor. Ama altına bir girdiniz mine balıklar, ne balıklar. Hele hele kitap da tasavvuf ve tarikat ilimleriyle alakalı olunca Allah, Allah...
Mahmud Efendi (Kuddise Sirruhu) : Şu mektubatı sana Allah okutturuyor.
-Bayram Hoca (Rahmetullahi Aleyh) : Sizin sayenizde Efendi Hazretleri
… Ders niye okunur? İnsana mesaj vermek için. İnsanda aktif olmayan, hareket halinde olmayan duyguları tetiklemek için, değil mi? Eyvallah. Ders niye okunur? Şuradan (gözden) bir iki yaş gelsin diye, değil mi? Eyvallah. Ben bu ibareyi beş dakikada okurdum, geçerdim. "Aaa, Bayram Hoca Mektûbât okudu bize.” Hayır. Öyle değil. Ağzına yemek koymak mühim değil. Ağzına koyduğun yemeği ne yapacaksın? Çiğneyeceksin. Bak, ağızda sindirim var. Yemek borusunda sindirim var. Midede sindirim var. İnce bağırsakta sindirim var. Ondan sonra o yemek ne oluyor? Kana karışıyor. Can oluyor sana, kan oluyor sana, değil mi? Haa, ilim de aynen böyledir.
Efendi bir defa Sultan Selim'de konuşurken şarjörde ne varsa hepsini boşalttı. Dedi ki: "Sesim yetse okuyun, okuyun! Okuyun, okuyun! Diye Arş’a kadar bağıracağım.’’ Okuyana helâl olsun. Okuyamayana Cenâb-ı Hakk hidâyetler versin. Bu iş ilimsiz olmuyor. Bu, işin birinci ayağı. İkinci ayağı şu: Okuyorsun ama nasıl okuyorsun? Hatta bugün, "nasıl okuyorsun?’’ sorusunun cevabını çok iyi araştırmak gerekiyor. Yani öyle veya böyle bir şeyler okunuyor. Ama nasıl okunuyor?
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (Kuddise Sırruh) buyuruyor ki: "Kitapları okumadan önce kendinizi okuyun.” Ağzın bal yesin Sultan’ım. Ne demek istiyor? Yani tarikatla, tasavvufla, bir mürşid-i kâmille işin irfan tarafını elde etmeye bakın, sonra ilm-i zâhiri konuşturun, diyor. Ama oraya gelmek için de buradan geçmek gerekiyor.
  • Açıklama
    • Aşkın Bedelini Ödeyen Kahraman Mektubatçı Şehid Bayram Ali Öztürk Hoca Efendi Tanıyanların Dilinden Hayatı Ve Sohbetleri, Mektubat-ı Rabbani dersleri.

      Şehid Bayram Hoca Mektubat Dersleri 1 (Terzi Dükkanı)
      Şehid Bayram Hoca Mektubat Dersleri 2 (Terzi Dükkanı)
      -Şehid Bayram Hoca Mektubat Dersleri 3 (İsmailağa İhtisas)
      -Şehid Bayram Hoca Mektubat Dersleri 4 (İsmailağa İhtisas)
      -Şehid Bayram Hoca Mektubat Dersleri 5 (İsmailağa İhtisas)
      -Şehid Bayram Hoca 1 Hayatı ve Hatıraları
      -Şehid Bayram Hoca 2 Tanıyanların Dilinden
      -Şehid Bayram Hoca Muhtelif Sohbetler 1.Cilt (Yavuz Sultan ve Diğer Camiler)
      Şehid Bayram Hoca Muhtelif Sohbetler 2.Cilt (Umre ve Düğünler)
      Şehid Bayram Hoca Muhtelif Sohbetler 3.Cilt (Muhtelif Yerlerdeki Konferanslar)
      -Şehid Bayram Hoca Mektubat Sohbetleri 1.Cilt İsmailağa Camii
      -Şehid Bayram Hoca Mektubat Sohbetleri 2.Cilt İsmailağa Camii
      -Şehid Bayram Hoca Mektubat Sohbetleri 3.Cilt İsmailağa Camii
       
      … Kendi kendine:
      "Ey Ömer nerede şehadet, nerede sen?
      O sana nasip olur mu hiç?” diye mırıldanır, yutkunur, utanır,
      hiçbir şey söyleyemez devamında…
      Konuşmasını tamamlar ve minberden iner.
      Hazreti Ömer’in (Radıyallâhu Anh) en büyük idealidir şehitlik. Allâh-u Teâlâ onun bu samimi muhabbetine karşılık verir. Sanki "Sen yeter ki aşk ile iste kulum” dercesine şehâdeti Hazreti Ömer’in (Radıyallâhu Anh) ayağına getirir ve mescitte arkasından hançerlenerek şehid edilir.
      İşte Hazreti Ömer’ce şehid olmanın adıdır mescitte vurulmak…
      Bayram Hoca (Rahmetullâhi Aleyh) İsmailağa Camii’ndeki son sohbetinde "Bu işler aşk işidir. Varsa aşkın her şey tıkır tıkır gidiyor. Yoksa aşkın her şey allak bullak. Aşkın önünü ölümden başka bir şey kesemez. Aşk pazarlık kabul etmez. Aşk kanun dinlemez, ferman dinlemez. Allah böyle bir aşka sahip olmaya bizleri muvaffak eylesin. Cenâb-ı Hakk makbûlînden eylesin, mahrûmînden eylemesin…” diye duasına devam ederken (takribî bir dakika sonra) Allâh-u Teâlâ aşkına karşılık vererek şehâdeti Bayram Hoca’nın ayağına getirir. Tıpkı Hazreti Ömer’in (Radıyallâhu Anh) şehid edildiği gibi mescitte hançerlenerek şehid edilir.
       
      Ne güzel söylemişler:
      Ey küffar! Siz bizlere ne yapabilirsiniz ki?
      Hapsedilmemiz halvet
      Sürgün edilmemiz hicret
      Öldürülmemiz ise şehadettir
      Biz cenneti kalbimizde taşıyoruz…
      "Hocamız hakkında yazdığımız "Hayatı ve Hatıraları" adlı ilk kitabımızda ziyadesiyle önsözümüz olmuştu. Beş kitaptan oluşturmayı düşündüğümüz setimizin ikinci kitabınıda hazırlamak nasıip oldu Elhamdülillah..."
      "Kendi kendine şöyle mırıldanır: "Ey Ömer nerede şehadet, nerede sen...? O sana nasip olurmu hiç? " der, yutkunur, utanır, hiçbir şey söyleyemez devamında...Konuşmasını tamamlar  ve minberden iner.Hz.Ömer'in en büyük idealidir şehitlik. Allah-u Teala onun bu samimi muhabbetine karşılık verir. Sanki "Sen yeterki aşk ile iste kulum" dercesine şehadeti Hazreti Ömer'in ayağına getirir ve mescidde arkasından hançerlenerek şehid edilir.”
      BİR MİHRAB ŞEHİD'İN ARDINDAN...
      ...kendi kendine şöyle mırıldanır: "Ey Ömer nerede şehadet, nerede sen...? O sana nasip olurmu hiç? " der, yutkunur, utanır, hiçbir şey söyleyemez devamında...
      Konuşmasını tamamlar  ve minberden iner.
      Hz.Ömer'in en büyük idealidir şehitlik. Allah-u Teala onun bu samimi muhabbetine karşılık verir. Sanki "Sen yeterki aşk ile iste kulum" dercesine şehadeti Hazreti Ömer'in ayağına getirir ve mescidde arkasından hançerlenerek şehid edilir.
      İşte Hazreti Ömer'ce şehid olmanın adıdır mescitte vurulmak...
      Bayram Hoca, İsmailağa Camiindeki son sohbetinde "Bu işler aşk işidir.Varsa aşkın herşey tıkır tıkır gidiyor.Yoksa aşkın, herşey allak bullak.Aşkın önünü, ölümden başka birşey kesmez. Aşk pazarlık kabul etmez... Aşk kanun dinlemez, ferman dinlemez. Allah böyle bir aşka sahip olmayı bizlere muvaffak eylesin. Cenab-ı Hakk makbulünden eylesin, mahrumiyet eylemesin." diye duasına devam ederken; (takribi bir dakika sonra) Allah-u Teala aşkına karşılık vererek şehadeti Bayram Hoca'nın ayağına getirir. Tıpkı Hazreti Ömer'in şehid edildiği gibi mescitte göğsünden hançerlenerek şehid edilir.
      (Allah-u Ekber)
      Ne güzel söylemişler;
      Ey küfür! Siz bizlere ne yapabilirsiniz ki?
      Hapsedilmemiz halvet
      Sürgün edilmemiz hicret
      Öldürülmemiz ise şehadettir
      Biz cenneti kalbimizde taşıyoruz...
      "Biz bu dünyaya şu üç harfi tahsil etmeye geldik derdi şehid Bayram Hoca. O tahsilini tamamladı gitti. Cahil kalanlar utansın."
      Hatıralar, yaşanan hayat tecrübelerinin bir sonraki nesillere aktarılması ve bir dönemin tarihine ışık tutması açısından mühim eserlerdir. Bu tarz eserler, yaşadığı dönemde insanlara öncülük, önderlik ve rehberlik yapmış ve o dönem insanının hayatında önemli bir yere sahip bulunan kanaat önderleri, âlimler ve dava adamlarına ait olursa daha bir öneme sahiptir. Bu hususun ehemmiyetinden olacak ki; İmam-ı Azam Ebû Hanîfe (Rahmetullahi Aleyh) "Salih insanların hayat hikâyelerini okumaktan büyük bir haz aldığını, onların hayat hikâyelerinde İslam’ı aşk ve heyecanla yaşamanın misallerinin olduğunu” ifade etmiştir.
      Bayram Hoca’mıza ait bu eser 20 seneden fazla cami kürsülerinde, mübarek gün ve gecelerde, düğün cemiyetlerinde, yakın zamana kadar da İsmailağa Camiinde, sabah namazlarından sonra muntazaman devam eden pazar sohbetlerinde anlatılanların kaybolup gideceği endişesiyle ortaya çıkmıştır. Ayrıca kürsülerde ve sohbetlerde dile gelmeyen, Hoca’mızın husûsi hayatıyla ilgili sırlı hakikatlerin, ibretlerle dolu hadise ve hatıraların gün yüzüne çıkması için arzulanan bir niyetin, Rabbimizin lütuf ve inayeti ile gerçekleşmesidir. Sayfalarını çevirdiğiniz bu birinci kitapta Bayram Hoca’mızın kısaca
      çocukluğu, gençliği, ilim tahsili ve irşad hayatıyla ilgili birbirinden güzel hatıralarını bulacaksınız. Tasavvuf ve tarîkata dair manevi tecrübeleri ve engin mülahazaları okuyacak, günlüklerindeki notlarından, sözlerinden, mektuplarından, makalelerinden, okuduğu şiirlerinden bir demet koklayacaksınız. Şu hayatta kendisine ait yazılı tek eser olan "Mezuniyet Tezi”ni heyecanla okuyacaksınız. Pek kıymetli hatıraları, İslam âlemi, Avrupa ve Osmanlı hanedanıyla ilgili mülahazaları, İslam ahlakı ve tasavvufa dair ince hususları müşahede edeceksiniz… Ayrıca vaazlarından ve sohbetlerinden birkaç tanesini, kendisini tanıyanların, arkadaşalrının, talebelerinin ve hocalarının naklettiği hatıraları içeren bazı çalışmaları da kitaba ilave ettik. Hazırlık aşamasında olan "Mektubat Sohbetleri” adındaki ikinci ve devamındaki kitaplarda ise; isminden de anlaşılacağı üzere
      Hoca’mızın yıllarca kürsülerde ve muhtelif mekânlarda yaptığı sadece Mektubat sohbetleri olacak. Hoca’mızın sohbet ve vaazlarındaki üslûbunun güzelliğini, samimiyet
      ve tesirini, gönülleri ve kulakları okşayan tok sesini, bakmaya doyum olmayan nûr sîmasını, sohbetlerdeki mevzûların sürükleyiciliğini ve tatlılığını dinleyenler çok iyi bilirler. Biz de kitabı hazırlarken, Hoca’mızın anlatımındaki tatlılık ve güzellik bozulmasın diye kitaptaki üslûba dokunmadık. Bu sebeple; sohbet ve vaazlarındaki üslûbunun, okuyacağınız bu kitapta da olduğunu; konuların konuları açtığını ve birbirini sürüklediğini göreceksiniz. Hoca’mızın anlatımına müdahale etmemekle birlikte bazı cümlelerin kolay anlaşılması için "Köşeli Ayraç [ ]” içerisinde eklediğimiz sözler olmuştur. Ayrıca Hoca’mızın sohbetleri uzun ve birçok konuyu kapsadığından parça parça okumak isteyenlere de bir kolaylık teşkil edeceğini umarak aralarına konu başlıkları ilave ettik. Eminiz ki Hoca’mızın bizzat size hitap edercesine konuştuğunu hissedecek, ya da sorduğunuz sorunun cevabını alıyor veya kendisiyle yapılan mülakatı dinliyor gibi düşüneceksiniz. Allah’a kulluk şuuru içinde geçen kıymetli bir ömrün semeresi olan bu kitap, genç nesillerin devşirip istifade edeceği hayat tecrübelerini, bilgi hazinelerini, özlü sözleri ve ibretli hikâyeleri ihtiva etmektedir. Satırları arasında Hoca’mızın huzur bahşeden sesini ve nefesini hissedeceğinizi düşündüğümüz bu güzel eserle, siz kıymetli okuyucularımızı başbaşa bırakırken; ilim ve hikmet dolu sözleriyle, güzel ahlakıyla ve manevî şahsiyetiyle çağımıza Asr-ı Saadet’ten bir soluk taşıyan Şehid Bayram Hoca’mıza Cenab-ı Hakk’tan; vefatının bu yedinci sene-i devriyyesinde kendisini ru’yet-i cemalullah ile mükâfatlandırması niyazı ile birlikte yetîm manevî evladlarına da onun kulaklarda hâlâ çınlamakta bulunan irşad ve îkazlarının tesîrinin devamını lutfetmesini niyaz ederiz. Hata ve kusurlar nefsimizden, güzellikler Rabbimizdendir. Kitapta gördüğünüz hatalarımızı bildirmeniz bizi memnun edecektir. Eserin hazırlanmasında bu âciz kuluna da hizmet lütfeden Yüce Rabbimize hamd olsun. Çalışmada bana yardımlarını esirgemeyen onun halis dost ve talebelerine teşekkür ediyorum. Rabbimiz niyetlerimizi kabul etsin. Eserden en güzel şekilde istifade edilmesini, nice ellere ve gönüllere ulaşmasını nasib eylesin. (Âmin) Tevfîk ve inayet, ancak ve ancak âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ımızdandır… 
      Mihrab Şehidi Bir Üstadın Ardından
      ......Ben bu ibareyi beş dakikada okurdum geçerdim. Ama Bayram Hoca Mektubat okudu bize. Hayır. Öyle değil. Ağzına yemek koymak mühim değil. Ağzına koyduğun yemeği ne yapacaksın ? Çiğneyeceksin. Bak ağzında sindirim var. Yemek borusunda sindirim var. Midede sindirim var. İnce bağırsakta sindirim var. Ondan sonra yemek ne oluyor ? Kana karışıyor. Can oluyor sana, kan oluyor sana değilmi abla ? Hee ilim de aynen böyledir.
      ......Yarım satır okudum Efendi dedi ki bana ondan sonra '' çok da az okudun. Biraz fazla okusana'' yani bir yarım sayfa falan dedi. '' Efendi Hazretleri ben okurum benim için sorun yok, üç sayfa okuyayım. Ama mesele cemaatin kulağına eritip dökmektir.'' Ondan dolayı bir şey demedi o zaman. Yani ne bu ? Adet olsun işte gelenek görenek yerine gelsin diye okuduk vesaire. Öyle değil. Şu mektup benim kafamda devrim yapmalı. Yeni yeni kararlar almaya beni mecbur etmeli kardeşim.
      Şimdi Mektubat'ta bazı satırlar var aziz kardeşim, nasıl ki böyle düdükle tencere misali bakarsın ki orada bir duman çıkıyor. Abla o duman değil. Orası bir kapak. O kapağın altından var ya öyle gürültüler geliyor ki, üfff kaynıyor. Bak buradan denizin üstüne bakıyorsun bir türlü gözüküyor. Ama altına bir girdiniz mine balıklar, ne balıklar. Hele hele kitap da tasavvuf ve tarikat ilimleriyle alakalı olunca Allah, Allah...
      Mahmud Efendi (Kuddise Sirruhu) : Şu mektubatı sana Allah okutturuyor.
      -Bayram Hoca (Rahmetullahi Aleyh) : Sizin sayenizde Efendi Hazretleri
      … Ders niye okunur? İnsana mesaj vermek için. İnsanda aktif olmayan, hareket halinde olmayan duyguları tetiklemek için, değil mi? Eyvallah. Ders niye okunur? Şuradan (gözden) bir iki yaş gelsin diye, değil mi? Eyvallah. Ben bu ibareyi beş dakikada okurdum, geçerdim. "Aaa, Bayram Hoca Mektûbât okudu bize.” Hayır. Öyle değil. Ağzına yemek koymak mühim değil. Ağzına koyduğun yemeği ne yapacaksın? Çiğneyeceksin. Bak, ağızda sindirim var. Yemek borusunda sindirim var. Midede sindirim var. İnce bağırsakta sindirim var. Ondan sonra o yemek ne oluyor? Kana karışıyor. Can oluyor sana, kan oluyor sana, değil mi? Haa, ilim de aynen böyledir.
      Efendi bir defa Sultan Selim'de konuşurken şarjörde ne varsa hepsini boşalttı. Dedi ki: "Sesim yetse okuyun, okuyun! Okuyun, okuyun! Diye Arş’a kadar bağıracağım.’’ Okuyana helâl olsun. Okuyamayana Cenâb-ı Hakk hidâyetler versin. Bu iş ilimsiz olmuyor. Bu, işin birinci ayağı. İkinci ayağı şu: Okuyorsun ama nasıl okuyorsun? Hatta bugün, "nasıl okuyorsun?’’ sorusunun cevabını çok iyi araştırmak gerekiyor. Yani öyle veya böyle bir şeyler okunuyor. Ama nasıl okunuyor?
      Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (Kuddise Sırruh) buyuruyor ki: "Kitapları okumadan önce kendinizi okuyun.” Ağzın bal yesin Sultan’ım. Ne demek istiyor? Yani tarikatla, tasavvufla, bir mürşid-i kâmille işin irfan tarafını elde etmeye bakın, sonra ilm-i zâhiri konuşturun, diyor. Ama oraya gelmek için de buradan geçmek gerekiyor.
      Stok Kodu
      :
      9786058222601tk
      Boyut
      :
      15 x 22 cm
      Sayfa Sayısı
      :
      6730
      Basım Yeri
      :
      ISTANBUL
      Kapak Türü
      :
      Sert Kapak Ciltli
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat